Venedik Bienali’nin Türkiye Pavyonu sanatçısı Füsun Onur ve eseri ‘Evvel Zaman İçinde…’

Türkiye’yi Venedik Sanat Fuarı’nda “Evvel Zaman İçinde…” başlıklı görsel masalı ile temsil eden sanatçı, ülkemizde de kavramsal sanatın öncüsü. Sanatçı, Arsenale’de Türk Pavyonu’ndaki yerleştirmesinde, Bienalin “The Milk of Dreams (Rüyaların Doğallığı diyebilir miyiz?)” başlığıyla neredeyse bire bir örtüşen bir iş çıkarmış.

Türkiye Pavyonu Küratörü İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü Bige Örer ile sohbetimizde Örer, “2020 yılında biz sanatçımız Füsun Onur’u aday gösterdiğimizde Bienal’in küratörü Cecilia Alemani henüz kavramsal çerçeveyi çizmemişti” diyor. Küratörümüz Bige Örer, bize pandemi dolayısıyla 2022’ye kadar Venedik Bienali sanat sergilerinin ertelendiğini, evlere kapandığımızı, kırılganlığı çok derinden hissettiğimiz bir döneme girdiğimizi, sanatçının bu dünyada hiçbir yeşil alanın, temiz suyun, temiz havanın kalmadığı ve mutlaka elbirliğiyle buna bir dur demenin zamanı geldiğine inanarak işini ürettiğini anlatıyor.

FARE CİNGÖZ, KEDİ ZORBA

ÇÖZÜM FORMÜLÜ

Sanatçı Füsun Onur’a soruyorum: Fareler ve kediler neden kendilerini bekleyen gondola binip ülkelerine dönmüyorlar? “Kim bilir” diyor “belki başka bir işte karşımıza çıkarlar…” Yeni bir işin yaratılacağı umuduna kapılıyoruz.

Füsun Onur’a Arsenale’in Salle d’Armi’de 20 yıllığına kiralanan Türk Pavyonu’nun büyük bir salon olduğunu, figürlerini neden bu kadar küçük tuttuğunu soruyorum. “Küratör Bige Örer ve Mimar Yelta Köm bana çeşitli açılardan mekânı gösterdiler. Figürlerimi daha büyük yaparsam sanki heykel ve kaidesi gibi duracağını düşündüm. Ayrıca Beykoz Kundura Fabrikası bizim pavyona benzediği için orada prova yaptık, omuz ve göz hizasında sergilemeye, izleyicileri bu masal kitabının sayfaları arasında dolaştırmaya oybirliğiyle karar verdik” diyor.

BU YILKİ KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Bienal’in küratörü Cecilia Alemani, kavramsal çerçeveyi sürrealist ressam ve İngiliz yazar Leonora Carrington’un çocuk kitabı “The Milk of Dreams” masalından aldı. Tesadüfen ben de Venedik’te Peggy Guggenheim’in müzesinde “Sürrealistler” sergisini bir gün önce gezmiştim. Sürrealist akımın öncüsü Fransız yazar André Breton’un favori sanatçısı Carrington’un da elbette orada sürrealist resimlerini görmüştüm. Peggy Guggenheim (1898-1979) ile ilgili biyografileri okuduysanız Carrington’un ismine mutlaka rastlarsınız. Çünkü, Guggenheim İkinci Dünya Savaşı sırasında Max Ernst’i (1891-1976) Gestapo’nun elinden kurtarıp New York’a kaçırmıştı. Önceleri, 1936 yılında Leonora, sürrealist çevrelerde takılırken Max Ernst ile karşılaşmış ve birbirlerine ilk bakışta âşık olmuşlardı. Ernst sürrealist akımın en önde gelen sanatçılarındandı. Leonora, o yıl 19, Max Ernst ise 46 yaşındaydı. Zengin bir ailenin kızı olan Leonora babasının tüm itirazlarına karşın sevgilisiyle Paris’e taşındı. İkinci Dünya Savaşı patladı, Max Ernst tutuklandı ve kendisini kurtaran Peggy Guggenheim ile New York’a taşındı. Leonora da İspanya’ya kaçtı ama maalesef geçirdiği sinir krizleri sonucu bir süre hastanede yatmak zorunda kaldı. Daha sonra da Meksika’ya gitti. Leonora, bir Meksikalı diplomatla, Max Ernst de Peggy Gugenheim’la evlendi. İşte bu da işin magazin tarafı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.